Günde 3 Saat Uyusak Kendimizi Şanslı Sayıyorduk! (Röportaj)

Eski Jandarma Özel Harekât personeli U.A ile Jandarma Özel Harekât üzerine yapmış olduğumuz söyleşide U.A çarpıcı yaşanmışlıkları anlattı. Onlardan biri olan 10 gün boyunca sadece 1 paket bisküvi ile karınlarını doyurmak zorunda kalmaları. Mesleğe dâhil tehlikelerden de bahseden U.A bir keresinde terörist ile nasıl karşı karşıya geldiğini de anlattı. Meslek eğitiminin bugün daha yumuşak olduğunu söyleyen U.A bunun iyi olmadığını dile getirdi. . . . .

Jandarma Özel Harekât nedir? JÖH olma sürecinizden biraz bahseder misiniz?

Biz mesleğe girdiğimizde herhangi bir ayrım yoktu. Yani komando eğitiminden çıktıktan sonra, 3 ay İzmir Foça’da eğitim görüyorsun ondan sonra ordan çıkmadan önce ataman JÖH taburuna yapılırsa JÖH oluyordun. Normal komando birliğine yapılırsa komando oluyordun. Yani tabii burda gönüllülük esas JÖH olabilmek için.

JÖH eğitimleri nasıl? Zorluk seviyesi nedir?

Eğitim konusunda bir farklılık yok. Yani normal eğitim bir yerde verildiği için. Bizim zamanımızda eğitim şimdikine göre daha zordu. Bizden öncekilerde de bizim gördüğümüz eğitimden daha da zordu.

Sizin en zorlandığınız eğitim hangisiydi?

En zorlandığım eğitim hangisiydi… Eğitim kısaca şöyle söyliyim: her gün sabit 5 kilometre teçhizatlı bir şekilde koşun var zaten. Onun haricinde 10 kilometre teçhizatlı. Bu normal rutin spor yani eğitim değil. Eğitim ateş altında sürünme vardı, bizim zamanımızda şimdi kaldırıldı. Onlar biraz tehlikeli eğitimler olduğu için. Eğitim süresinde uyku denilen bir şey yok zaten. Biz o zaman günde 3 saat uyuyorsak kendimizi çok şanslı hissediyorduk. İntikallerde zaten genellikle sadece çorapla, bot kullanmıyorduk eğitim esnasında. Böyle eğitimlerden geçtik. Tabii şimdi ordaki arkadaşlarla konuştuğumda bunların hiçbiri yok. Biraz daha yumuşatılmış şekilde.

Sizce eğitimlerin yumuşatılması iyi mi yoksa kötü mü olmuş?

Ya iyi değil tabii ki. Şimdi adam araziye çıkıyor orda zorluğu çekecek ki arazi şartlarına uyum sağlayacak. Çünkü ben 10 gün boyunca bir bisküvi ile idare ettiğimi biliyorum. Onu orda aşılamak lazım. Eğitim de aşılamak lazım. Sahada öğrendiğin zaman hataya düşersin yanılgıya düşersin, onu da canınla ödersin. Kendi canınla ödemezsen arkadaşının canıyla ödersin, o daha da kötü.

Peki, Jandarma Özel Harekâtı, Polis Özel Harekâttan ayıran nedir?

Ayıran ney… İlk önce şöyle şimdi, PÖH kırsala fazla bakmıyor, kırsala fazla çıkmıyor. JÖH’de aynı şekilde şehir içine, meskûn mahale fazla bakmıyor. Biz nasıl arazide iyiysek, PÖH’de şehir merkezinde iyi.

İlk operasyonunuz nasıldı, hatırlıyor musunuz?

İlk operasyon… Yani ilk operasyonu hatırlamıyorum da, ilk teması, çatışmaya girişimi hatırlıyorum. O zaten unutulmaz yani. Diyarbakır-Lice’deydim, bu çözüm süreci bozulduğunda sokak operasyonlarında. Bir boşluk bulmuştum arazide yengemle telefonda konuşuyordum. Orda zaten direkt karşımızdaydılar, birbirimizi gözetliyorduk yani. Onlar bizi, biz onları görüyorduk. Sivil halk olduğu için onların içinde bir müdahalede bulunamıyorduk. Adamlar bir anda sızmaya geldi. İyi bir temastı yani. Çözüm sürecinden sonra ele ilk leşlerdi. İlk leşleri almıştık, 6 taneydiler. Bir arkadaşımızı da şehit vermiştik, 2 arkadaşımız da gazi olmuştu.

Çıktığınız en zor görev hangisiydi ve neler yaşadınız?

Zor diye bir şey yok şimdi. Zorluk insandan insana göre değişir. Ama şu vardı: Diyarbakır’dayken 32 gün boyunca araziden hiç inmedim. O süreçte de psikolojik olarak bir zorluk yaşamıştım. Telefonlar kesilmişti, operasyon bölgesi olduğu için. Kimseye iyi ya da kötü olduğumuza dâhil kimseye haber veremiyorduk. İşte 1 ayın sonunda bir abimi aradım, iyiyim diyebilmek için. Abim telefonu açtı direk olarak “oğlum niye aradın ki biz cenazeni bekliyorduk” dedi, kendilerini ona hazırlamıştılar. Kolay bir şey değil çünkü. Düşününce 1 ay boyunca kardeşlerinden, çocuklarından hiçbir şekilde haber alamıyorsun. Ne olup bittiğiyle ilgili de bir fikrin yok. Biz kendimizi biliyoruz yani iyiyiz. Her türlü iyiyiz, ne kadar zor şartlarda görev yapsak da iyiyiz. Ama onların durumu biraz daha kötü oluyor.

Görevdeyken yaşadığınız komik bir olay oldu mu?

Arazide boş vakit çok oluyor. Boş vakit dediğim: gidiyorsun telefon çekmeyen bir yere 4 gün, sadece tim arkadaşlarınla berabersin. Yine Diyarbakır’dayken operasyondan dönmüştük, silahları doldur-boşalt yapıyorduk. Uzun namlulu silahları boşalttık, tim komutanı dedi ki: “tamam istirahate ayrılın!”. Dedik tabancaları biz doldur-boşalt yaparız. O ara bir arkadaşımız tabancasını doldur-boşalt yaparken namluda mermi vardı. Boşaltamadı silahı bir el havaya sıkmış oldu. Bir anda karakolun personeli geldi, ne olduğunu filan sordu. Biz de dedik, bir şey olmadı, çakmak attık dışarıya o patladı. İyi dediler ama hala üsteliyor, silah patladı duyduk. Konteynırda bir parmak mermi deliği var. Bizde diyoruz, hala çakmak patlattık, silah patlamadı. Sonra karakol komutanı vardı bir tane üsteğmen geldi de dedi ki: “ne oldu? Silah sesi geldi?” dedik yok komutanım silah patlamadı, çakmak patladı. Karakol komutanı dedi “çakmak patlama sesiyle silah patlama sesini ayırt edemeyecek kadar salak değiliz, çakmak patlamıştır”. Dönüp arkasını gitti. Biz tabi kendi tim komutanımıza olaydan bir iki gün sonra olanları anlattık. Doldur-boşalt yaparken silahı patlayan arkadaşa ceza olarak 1 gün boyunca nöbet tutturduk.

Peki hiç rehin alındığınız oldu mu?

Yok, rehin alınma bizde olmaz. O pozisyona düşebileceğimiz bir durum olmaz. Orda bizim her zaman hesabımız şudur: tamam biz gideriz ama orda kaç kişiyi peşimizde götürürüz, onun peşine düşeriz. Türk askeri hiçbir zaman rehin olmaz, rehin olmaz.

Allah’ın sizi koruduğunu hissettiğiniz bir an oldu mu?

Tabii. Onu önce kendi anne-babamızın duası sonra milletimizin duası hep üzerimizde olduğu için onu her zaman hissediyorduk. Yani nasıl hissediyorduk? Şimdi normal şartta inançlı biriyiz ya gece mezarlığın yanına gitmeye korkarsın, mezarlığa affedersin tuvalet yapılmaz. Bunlar bizim inancımızda var. Niye? Çünkü ters tepebilir bazı şeyler. Orda çarpılabilirsin yani. Biz bir kere göreve çıktık. Ağrı ile Kars’ın ortasında Çemçe- Madur bölgesi var, ordaydık. Dönüşte hava bayağı sisliydi, göz gözü görmüyordu. Yani 1 metre yakın mesafeyi görmüyordun. Orda tabur komutanımız dedi ki “geceyi burada geçirelim”. Dağın zirvesindeyiz yani etrafta hiçbir şey yok. Köy, ev vs. hiçbir şey yok, sadece biz varız. “Hava açınca ilerleriz.” dedi tabur komutanı. Orda gece ışık yakamıyorsunuz zaten, ışık yok. Ayağımızla baktığımızda taşla çevrili yerler var. Biz dedik burası tam yatış yeri, istirahat edebileceğimiz yer. Taşla çevrili ya bide korunaklı. Matı ve tulumu serdik, içine girdik, uyuduk. Sabah bir kalktık ki mezarlığın içindeyiz. Herkes bir mezarın içinde yatmış. O gece onlara misafir olmuşuz.

Peki, uyandığınızda geceyi bir mezarın içinde geçirdiğinizi gördüğünüzde ne hissettiniz?

Ya şöyle diyeyim: mezarlık olduğunu fark etmeden önce belki de normalde evimdeki yataktan daha rahat bir şekilde uyudum orda ben. Böyle huzurlu istirahat ettim, güvenlikli istirahat. Arazi şartlarında pek fazla rahat olamıyorsun, sürekli tetikte olman gerektiği için. O gece mesela öyle bir şey yaşamadım hiç. Hiç aman tetikte olayım diye düşünmedim. İçimde garip bir huzur vardı.

Hiç terörist grubuyla karşılaştınız mı? Karılaştıysanız neler yaşadınız?

Çok karşılaştık. Yani kafa kafaya da girdik, mağaranın içinde de aldık. Ya bir kere şöyle bir şey bizin gayemiz, bizim bir tane tabur komutanımız vardı, hep şunu derdi: “biz devlet adına adam öldürüyoruz, terörist öldürüyoruz, vatan millet düşmanlarını öldürüyoruz.” Hiç insan öldürme gözüyle bakmadık biz olaya. Yani dağdaki adamın domuzdan, ayıdan, normal hayvandan farkı yoktu gözümüzde.

Peygamberimiz (s.a.v)’in ordusunda olmayı ister miydiniz?

Ooo. İstemez miydim ya! İstenmez mi öyle bir şey. O dönemde şimdi düşman karşısında cihat ediyorsun. Yani Allah’ın son dinini yaymaya çalışıyorsun. Savaşıyorsun kâfirlere karşı, mücadelen var. Ama biz oradaki sabrı gösterebilir miydik onu bilmiyorum. Yani bir kıssa var ya anlatılır, Hz. Ali düşmana kılıcını tam indirecek, düşman yüzüne tükürüyor. Öldürmüyor onu Hz. Ali diyor ki: “öldürsem ben onu nefsime yenik düşmüş olurdum.” Biz o sabrı gösterebilir miydik onu bilmiyorum.

Bir operasyonda karşılaştığınız en farklı taktik neydi? Hem sizin için hem de karşı taraf için?

Şimdi şöyle terör ile mücadele harekâtı ‘aklın akıl ile savaşı’ dır. Onlar bir şey geliştirir, biz onlara karşı bir şey geliştiririz. Biz bir şey geliştiririz, onlar bize karşı bir şey geliştirirler. Anlata bildim mi? Şimdi harekât dediğin ne? Şöyle diyim sana, Diyarbakır’dayken köyün üst tarafında bir tepeyi tutuyorduk. Köylüler bize su getiriyordu. Çünkü tepede su yok, bir şey yok. Uzun süre kalıyorduk orda. Yani 15 gün, 20 gün arazide kalıyorduk. Köyden birileri bize su getiriyordu. Ondan yaklaşık 1 hafta sonra çatışmaya girdik, leş aldık yine. Bir baktım ki leşlerden bir tanesi bize su getiren o köylü. Adam meğer zaten teröristmiş yani. Gelip bizim ordaki durumumuzu, mevzilenmemizi, hal ve hareketlerimize bakıyormuş. O an mesela şaşırmıştım. Biz bu adamın getirdiği sudan içtik.

Suyunuza bir şey katabilirdi.

Evet, katabilirdi ama o an bunu düşünmüyorsun.5 gündür susuzsun yani ne verilirse onu içeceksin ya da susuz kalacaksın, bünyen yenik düşecek. Bu tür şeyler çok var. Bir tepeyi tutuyorduk yine. Yolun üzerinde bir tepeydi, ana yol üzeri. Bir tane Toros muydu Broadway miydi neydi, böyle eski bir araç yani. Adam altımızdan geçerken direkt silahı çıkardı, bize doğru sıkmaya başlamıştı. Ya bunlar hep değişik şeyler hiç görülmemiş şeyler. Böyle anlattığın zaman biraz hikâye gibi geliyor.

Mayına basınca patlıyor mu? Hiç birinin mayınını temizlediniz mi?

Şimdi şöyle bizim METİ (Mayın El Yapımı Patlayıcı Tespiti ve İmha) ve PAMİT (Patlayıcı Madde İmha Timi) timlerimiz var. Mayın temizleme işi bizim işimiz değil. Biz sadece tespit ettiğimizde işaretlerdik, koordinatını alırdık. Derdik ki burada mayın var işte. Biz ordan geçip gittikten sonra arkamızdan gelip, onu imha ederlerdi. O tür şeylerin-mayın imha etmek- bizimle işi olmazdı. Çünkü ona ayıracak bir vaktin yok. Çünkü operasyona devam ediyorsun, yoluna devam etmen lazım. Hem de bilgi-birikimimiz yok, eğitimimiz yoktu.

Hiç buradan çıkmayacağız dediğiniz bir operasyon oldu mu? Aklınızda kalan en çok hangisi?

Oldu oldu, olmaz mı.. Aklımda en çok kalan şu operasyon olarak değil de şey de bir tane badim var. Ben refüze oldum şimdi normal jandarma olarak çalışıyorum. O hala JÖH'de çalışıyor. O detektörlüydü, önden gidiyordu ben arkasındaydım. Bir görevde gittik işte, dedektörle araya gidiyor, ben de işte arkasından. Durduk gittiğimiz yere mevzileneceğiz dedi ki: "bak ben şimdi yerleştireyim geleyim" tamam dedim. Tepeyi sardık işte. Timi yerleştirdik, mevzilendik. Dedim biz ne yapacağız. Orada bir tane ağaçlık yer vardı. Taşlarla da örtülüydü böyle, hazır mevzi belli zaten. Bizim işimizde hazır mevziye hayatta girilmez. Çünkü bizden önce orası kullanılmıştır. Terörist gelip oraya tuzaklamıştır, o yüzden kullanmayız. Artık o yorgunlukla dedi ki: "gel oğlum şuraya girelim de istirahat edelim". Dedim hazır mevzi girmeyelim girelim. "Girelim bir şey olmaz" dedi. Ben dedim girmeyelim oraya. Dedektörü bir tuttu dedektör çıldırıyor böyle, dedektör diyor yani burada bir şey var girmeyin buraya. Metale hassas ya dedektör. Dedim oğlum görmüyor musun dedektörü, ben girmem oraya. Gel la gel dedi, bir şey olmaz dedi. Böyle mevzinin üzerinde zıplıyor. Bir şey olsaydı patlardık diyor. Dedim iyi tamam. Girdik içine meti ve tulumu serdik. Sabah böyle o yorgunlukla hissedememişiz akşam. Gece kalkıp yatıyorsun ya, sabaha kadar kalkıp yatıyon, kalkıp yatıyon işte. Tabii o tilki uykusu böyle yani. Sabah uyandım ki, başıma sivri bir şey vuruyor. Metin altında kalmış baş başucumda, ya dedim bu ne? Meti bir kaldırdım havan mühimmatı tuzaklamışlar. Döndüm direk badime dedim ki: "ben sana demedim oğlum girmeyelim buraya bak adamlar tuzaklamış" Yani Allah'ın sevgili kuluyduk ki patlamadık biz orada.

Ölüme en yakın hissettiğiniz an neydi?

Ağrı Dağı’nın eteklerindeydik. İran ile Ermenistan sınırı arasında bir yerde. Şimdi orası lekelik arazi yani biliyorsun, Ağrı Dağı sönmüş volkanik dağ ya. İşte şimdi lekelik arazi katmanlaşmış artık lavlar soğumuş, altı boş. Sen üste geziyorsun ama altı boş. Altta da bir insan gezebilir. Ama sen üstte olduğun için onu göremezsin. Orda mesela kafa kafaya girmiştik. Bir duraksamıştım. Dedim aha yolun sonuna geldik. Artık herhâlde teröristte benim gibi düşünmüş olacak ki, yanımdaki arkadaş ondan hızlı davrandı, orada imha etmişti onu.

Az önce refüze edildim dediniz. JÖH’den Jandarmaya geçiş nasıl oluyor? Kendi isteğinizle mi geçiyorsunuz yoksa yukardan mı geçiriliyorsunuz?

Orda zorunlu hizmetin var senin. Hizmetini tamamlıyorsun. Orda garnizon süren dolduktan sonra, Doğu’dasın Batı’ya tayin vereceksin mesela. İlleri yazıyorsun. Nereyi yazdın? Mesela Bursa’yı yazdın. Bursa’da JÖH taburu var ama normal Jandarma’da var. Artık orası onlara kalmış. Tayinin oraya çıkacağı zaman, personel şube çağırıyor seni. Eğer meslekteki yılında fazlaysa, daha öncede hep JÖH’de komando da çalıştıysan, diyor sana ki biraz dinlendirelim seni. Daha sakin bir yere geri hizmete atıyor seni. Ya da sen diyorsun ki yok beni JÖH taburuna verin tekrardan, her zaman önceliğin var. Sen JÖH’de çalışmak istiyorum dedikten sonra adam direkt oraya veriyor seni. Ama yok bu biraz dinlenmek istiyorum deyince de ellerinden geleni yapıyorlar sağ olsunlar.

Askeriyedeyken mi JÖH’e geçmek dala kolay yoksa JÖH’ün özel alımları var mı?

Yani şimdi düzeni açıkçası tam bilmiyorum. Çünkü biz mesleğe girdiğimizde, askerlik yapma zorunluğu vardı. Yani personel olabilmen için, işte uzman çavuş olabilmen için, zaten astsubaylıkta sıkıntı yok. Meslek yüksek olumlu olduğu için, gidip orda 2 yıl okuyup astsubay çıkabiliyorsun. Uzman çavuşluktan bahsediyorum. Uzman çavuş olabilmek için şart vardı. Diyor ki askerliğini yapacaksın. Şimdi o şartı kaldırdılar. Gidiyorsun eğitime, askerliğini hiç yapmadan 6 ay şuanda süreç, 6 ay eğitim gördükten sonra normal ataman oluyor. Bazı JÖH taburları yani kritik yerlerdeki, mesela Diyarbakır, Şırnak, Hakkâri gibi her personeli almıyor. Daha önce JÖH’de çalışmış adam gelecek bana diyor. Eğitimden çıkıp direk oraya düşebilirsin ama biraz zayıf bir ihtimal.

Meslekten ayrılma nasıl oluyor?

Meslekten ayrılma… Şuan zaten muvazzaf personel sayısı fazla yok. Çoğunluk sözleşmeli. Yani sözleşmen bittiğinde direkt ayrılabilirsin. Bizim rütbemizde uzman çavuş rütbesinde zaten istifa hakkımız yok. Eee… Özlük haklarımız diğer rütbelere göre bayağı bir geride. Astsubayların istifa hakkı var, istifa edebilirler. Subaylarda aynı şekilde istifa edebilirler ya da sözleşmenin bitimine müteakip diyorsun ki, ben sözleşme yenilemicem, ayrılmak istiyorum. Öyle ilişiğin kesiliyor.

Yorumlar

Popüler Yayınlar